Yapay Zeka

Yapay Zekânın Geleceğini Okuyan Adam

2030'da yapay zekâ işlerimizin çoğunu yapacak mı? 2040'ta ekonomiyi robotlar mı yönetecek? Yoksa tüm bunlar, önceki teknoloji heyecanları gibi zamanla sönüp gidecek bir geleceğin abartısı mı?

Yapay Zekânın Geleceğini Okuyan Adam
Sesli oku· 15 dk 0:00

Yapay zekânın geleceğine dair tahminler, son birkaç yılda başlı başına bir tür spora dönüştü. Şirket yöneticileri uzun makaleler yayımlıyor, eski araştırmacılar yıl yıl senaryolar yazıyor, ekonomistler modeller kuruyor. Kimi birkaç yıl içinde insanlık tarihinin en büyük dönüşümünü bekliyor, kimi ise bu dönüşümün on yıllar süreceğini, hatta hiç beklenen boyutta olmayacağını söylüyor.

Bu tahminlerin arasında biri özellikle öne çıkıyor; çünkü yazanı, dört yıl önce yaptığı tahminlerin önemli bir kısmının gerçekleştiğini gören biri.

Bu yazıda önce bu kişinin ve senaryolarının hikâyesine bakacağız. Ardından yapay zekânın geleceğine dair diğer önemli öngörüleri, en iyimserinden en temkinlisine kadar yan yana koyacağız. Ve asıl soruyu soracağız: Bu kadar akıllı insan, aynı geleceğe bakıp nasıl bu kadar farklı şeyler görüyor?

Bu adam kim?

Bu kişi Daniel Kokotajlo. Felsefe eğitimi almış bir yapay zekâ araştırmacısı. 2022-2024 yılları arasında OpenAI’ın yönetişim ekibinde çalıştı.

2 milyon dolarlık bir ilke

Kokotajlo, 2024’te şirketin yapay zekâyı sorumlu bir şekilde geliştireceğine olan güvenini kaybettiğini söyleyerek OpenAI’dan ayrıldı. Ayrılırken çalışanlardan, şirketi eleştirmeyeceklerine dair bir sözleşme imzalamaları isteniyordu. İmzalamayanlar, o güne kadar hak ettikleri şirket hisselerini kaybetme riskiyle karşı karşıyaydı.

Kokotajlo imzalamayı reddetti ve yaklaşık 2 milyon dolar değerindeki hisselerini riske attı. Hikâye kamuoyuna yansıyınca OpenAI geri adım attı, bu maddeyi kaldırdı ve Kokotajlo hisselerini kaybetmedi. Ama bu tavır, onun yapay zekâ dünyasında güvenilir bir ses olarak görülmesinde önemli bir rol oynadı.

Time listesi ve 2021’deki yazı

Time dergisi Kokotajlo’yu 2024’te, yapay zekâ alanının en etkili 100 ismi arasında gösterdi. Bu, derginin yapay zekâ alanına özel “TIME100 AI” listesiydi.

Kokotajlo’yu tanınan bir isim yapan şey ise, OpenAI’a katılmadan önce, Ağustos 2021’de yazdığı “What 2026 Looks Like”, yani “2026 Nasıl Görünecek?” adlı bir blog yazısıydı. Bu yazıda, sohbet edebilen yapay zekâ asistanlarının yaygınlaşacağını ve yapay zekâ şirketlerine dev yatırımlar yapılacağını öngörmüştü. ChatGPT bundan bir yıl sonra, Kasım 2022’de çıktı. New York Times yazarı Kevin Roose da 2025’te, yazıdaki tahminlerin önemli bir kısmının “ileri görüşlü” çıktığını yazdı.

Yani Kokotajlo gerçekten dikkate alınması gereken biri. Ama bu, söylediği her şeyin gerçekleşeceği anlamına gelmiyor. Bunu, en iyi Kokotajlo’nun kendisi biliyor.

Daniel Kokotajlo
Daniel Kokotajlo

Peki gerçekte ne yazdı?

Kokotajlo, OpenAI’dan ayrıldıktan sonra AI Futures Project adlı kâr amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşu kurdu. Videoda anlatılanlar, bu kuruluşun yayımladığı iki farklı metnin karışımı.

AI 2027 (Nisan 2025)

Kokotajlo ve ekibinin ilk büyük çalışması. Yapay zekânın 2025’ten 2027’ye kadar nasıl gelişebileceğini ay ay anlatan, hikâye biçiminde yazılmış bir senaryo. Senaryoda yapay zekâ önce kodlamayı, sonra kendi gelişimini üstleniyor ve 2027 sonunda insanları her alanda geride bırakıyor.

Senaryonun iki farklı sonu var. “Yarış” sonunda ABD ile Çin arasındaki rekabet, insanlığın yapay zekâ üzerindeki kontrolünü kaybetmesiyle bitiyor. “Yavaşlama” sonunda ise küresel bir iş birliği felaketi önlüyor. Yazarlar, metnin bir kehanet değil, olası bir geleceği tartışmak için yazılmış bir planlama aracı olduğunu özellikle vurguladı.

AI 2040: Plan A (Temmuz 2026)

Kokotajlo ve ekibi Temmuz 2026’da ikinci büyük çalışmalarını yayımladı. Bu metin, ilkinden çok farklı bir türde: Plan A bir tahmin değil, bir öneri.

Kokotajlo’nun kendi ifadesiyle: “AI 2027’de yapay zekânın dünyayı ele geçireceğini ya da gücü geri döndürülemez biçimde tek bir elde toplayacağını öngördük. AI 2040: Plan A’da ise bunun yerine ne olması gerektiğine dair olumlu vizyonumuzu ortaya koyduk.”

Plan A’nın özeti şöyle: ABD ve Çin, 2029’da kontrolsüz bir yarıştan kaçınmak için anlaşıyor. Yapay zekâ, en iyi insan uzmanların seviyesine ulaştığında, insan kontrolünü korumak için bilinçli olarak duraklatılıyor. Süper zekâya ancak 2040’ta, gerekli güvenlik altyapısı kurulduktan sonra geçiliyor. Metinde ayrıca veri merkezlerinin işlem gücü üzerinden alınacak küçük bir vergiyle tüm vatandaşlara bir “yapay zekâ temettüsü” ödenmesi gibi öneriler de yer alıyor.

Metin, iki yol arasındaki ortak başlangıcı da anlatıyor. Bu ortak yolda 2028’de inşa edilen veri merkezlerinin maliyeti, ABD’nin tüm askeri bütçesinin yaklaşık iki katına ulaşıyor. Ama Plan A’nın asıl sorusu “ne olacak?” değil, “felaketi önlemek için ne yapmalıyız?”. Yazarların kendisi, bu olumlu yolun bilinçli tercihler yapılmazsa gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Bu yüzden metindeki tarihleri, kesin bir takvim gibi okumak yanlış olur.

Tahminler tuttu mu?

Kokotajlo’nun tahminleri sık sık “erkenden gerçekleşti” diye anlatılıyor. Bugünden bakınca tablo şöyle:

Tahmin Bugün
2021: Sohbet edebilen yapay zekâ asistanları yaygınlaşacak. Tuttu. ChatGPT bir yıl sonra, Kasım 2022’de çıktı.
2025: Yapay zekânın ilk büyük etkisi kodlamada olacak. Büyük ölçüde tuttu. Doğrudan ölçümlere göre üretimdeki kodun yaklaşık dörtte birini yapay zekâ yazıyor. Yapay zekâ destekli kodu da sayan anketlerde bu oran yüzde 40’lara çıkıyor.
2025-2026: Yapay zekâ ajanları, giderek daha uzun işleri tek başına yapacak. Tuttu. METR ölçümlerine göre en iyi model, bir uzmanın 16 saatte yapacağı yazılım görevlerini yüzde 50 ihtimalle bitirebiliyor. Bu süre, 2023’ten bu yana yaklaşık her dört ayda bir ikiye katlanıyor.
2025: Yapay zekâ, yapay zekâ araştırmalarını hızlandıracak. Tuttu. Şirketler, modellerinin bir sonraki modeli geliştirmede kullanıldığını açıkça söylüyor.
2025 sonu: Çok daha büyük yapay zekâ eğitimleri yapılacak. Tutmadı. En büyük eğitimler, öngörülenin yaklaşık 50’de biri boyutunda kaldı.
2026: Borsa yüzde 30 yükselecek, Washington’da 10 bin kişilik yapay zekâ karşıtı protestolar olacak. Tutmadı. S&P 500 Eylül sonuna kadar yaklaşık yüzde 10 yükseldi. En büyük protestolar birkaç yüz kişide kaldı.

Kokotajlo’nun kendi düzeltmeleri

Kokotajlo’yu diğer pek çok öngörücüden ayıran bir özellik var: O ve ekibi, kendi tahminlerini düzenli olarak güncelliyor ve bunu açıkça paylaşıyor.

  • Aralık 2025’te, gelişmelerin ilk senaryodan daha yavaş bir yola işaret ettiğini açıkladılar.
  • Kokotajlo, insan seviyesindeki yapay zekâ için tahmininin 2030’lara kaydığını söyledi. 2026 başında süper zekâ için tahmini 2031’di.
  • Nisan 2026’da ise yapay zekâ kodlama araçlarındaki hızlı ilerlemenin, sürecin yeniden ilk senaryoya yakın bir hızda ilerlediğini gösterdiğini belirttiler.

Bağımsız değerlendirmeler de benzer bir tabloya işaret ediyor: AI 2027, yapay zekânın gidişatını büyük ölçüde doğru tahmin etti, ama tarihlerde 12-18 ay kadar erken davrandı. Bazı tahminler ise tutmadı. Örneğin senaryo, 2025 sonunda çok daha büyük yapay zekâ eğitimleri yapılacağını, 2026’da borsanın yüzde 30 yükseleceğini ve Washington’da 10 bin kişilik yapay zekâ karşıtı protestolar olacağını öngörüyordu. Bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

Yani Kokotajlo’nun asıl başarısı, her şeyi bilmesi değil. Yönü çoğu zaman doğru görmesi ve yanıldığında bunu açıkça söylemesi. Bu da onun yeni senaryosunu, hafife alınmaması gereken bir metin yapıyor.

2040’a giden yol: Senaryonun çarpıcı durakları

Peki AI 2040 senaryosu, önümüzdeki on beş yılı nasıl anlatıyor? Bu durakları okurken bir şeyi akılda tutmak gerekiyor: Bunların çoğu, ABD ile Çin’in anlaştığı ve her şeyin “yolunda gittiği” iyimser senaryonun içinde yer alıyor. Yazarlar da ekonomik rakamların son derece belirsiz olduğunu kabul ediyor.

  • 2027: Milyonlarca yapay zekâ ajanı, bilgisayar başında gerçek işler yapıyor. İnsanlar yapay zekâ sistemlerine ayda yaklaşık 10 milyar dolar ödüyor.
  • 2028: Beyaz yakalı mesleklerin çoğu, yapay zekâ ajanlarını yönetmek üzerine yeniden şekilleniyor. İnşa edilen veri merkezlerinin maliyeti, ABD’nin tüm askeri bütçesinin yaklaşık iki katına ulaşıyor.
  • 2029: ABD ile Çin, kontrolsüz bir yarıştan kaçınmak için anlaşıyor. Senaryonun her şeyi değiştiren anı bu.
  • 2032: ABD’de 60 milyon yapay zekâ ajanı, insan hızının 20 katı hızda kesintisiz çalışıyor ve toplamda ABD’nin tüm iş gücünden daha fazla zihinsel iş üretiyor. Ekonomi yılda yüzde 50 büyüyor. Karşılaştırmak için: ABD ekonomisi son on yıllarda yılda ortalama yüzde 2-3 büyüdü. Yapay zekâ ve robotların kullandığı işlemci ve robotlar için alınan izin ücretlerinden, her yetişkine yılda yaklaşık 45 bin dolarlık bir “temettü” ödeniyor.
  • 2035: Ekonomideki işlerin yaklaşık yüzde 85’ini yapay zekâ ve robotlar yapıyor. Amerikalıların yalnızca yüzde 32’si bir işte çalışıyor. Yapay zekâ, en iyi insan uzmanların seviyesine ulaşıyor ve orada bilinçli olarak durduruluyor.
  • 2036: 2 milyar robot çalışıyor. Yapay zekâ sistemleri, bilimsel keşifleri alana göre 10 ile 1.000 kat arasında hızlandırıyor.
  • 2040: Amerikalıların yalnızca yüzde 12’si bir işte çalışıyor. Bazı hükümetler, büyük kurumların ve askeri sistemlerin yönetimini, insan değerleriyle uyumlu hale getirildiğine inanılan yapay zekâlara bırakıyor. Robotik, Dünya’nın sınırlarını aşıp uzaya yayılıyor. Ve senaryonun sözüyle, insanların her şeyi kolayca kapatamayacağı “dönüşü olmayan bir nokta” geliyor.

Bu tablo, ilk bakışta bir bilim kurgu romanı gibi görünebilir. Ama yazarların mesajı açık: Bu iyimser senaryo bile, insanlığın hiç alışık olmadığı bir hızda bir dönüşüm anlamına geliyor. Alternatifi ise çok daha karanlık.

Ve bazı işaretler şimdiden görünmeye başladı. Senaryoda uzay, ancak 2040’larda gündeme geliyor. Ama Google, uzayda yapay zekâ işlem gücü kurmayı araştırdığı Project Suncatcher kapsamında ilk deneme uydusunu 1 Ekim 2026’da yörüngeye gönderdi. Henüz bir deney aşamasında olsa da, bu fikrin artık yalnızca kâğıt üzerinde olmadığını gösteriyor.

Geleceği tahmin eden tek kişi o değil

Kokotajlo, yapay zekânın geleceğine dair kafa yoran tek kişi değil. Bu alanda tahminler, kabaca iki gruba ayrılıyor.

Hızlı dönüşüm bekleyenler

  • Dario Amodei (Anthropic CEO’su): Ekim 2024’te yayımladığı “Machines of Loving Grace” adlı uzun makalesinde, yakın gelecekte “bir veri merkezinde dahilerden oluşan bir ülke” kurulabileceğini yazdı. Ona göre bu sistemler, biyoloji ve tıpta normalde 50-100 yıl sürecek ilerlemeyi 5-10 yıla sığdırabilir.
  • Sam Altman (OpenAI CEO’su): Haziran 2025’te yazdığı “The Gentle Singularity” yazısında, 2026’da yeni bilimsel fikirler üretebilen sistemlerin, 2027’de gerçek dünyada iş yapabilen robotların ortaya çıkabileceğini söyledi.
  • Leopold Aschenbrenner (eski OpenAI araştırmacısı): 2024’te yayımladığı “Situational Awareness” adlı uzun metninde, insan seviyesinde yapay zekânın 2027 civarında ortaya çıkabileceğini ve bunun ABD ile Çin arasında yeni bir silahlanma yarışına dönüşeceğini savundu.

Daha yavaş bir dönüşüm bekleyenler

  • Arvind Narayanan ve Sayash Kapoor (Princeton Üniversitesi): 2025’te yayımladıkları “AI as Normal Technology”, yani “Normal Bir Teknoloji Olarak Yapay Zekâ” adlı makalede, yapay zekânın elektrik ya da internet gibi dönüştürücü ama yavaş yayılan bir teknoloji olduğunu savundu. Onlara göre asıl belirleyici olan, laboratuvardaki yetenekler değil, bu yeteneklerin kurumlara, iş yerlerine ve günlük hayata ne kadar hızlı yerleştiği. Bu da on yıllar sürebilir.
  • Daron Acemoğlu (MIT, Nobel ödüllü iktisatçı): 2024’teki bir çalışmasında, yapay zekânın önümüzdeki on yılda ABD ekonomisine katkısının toplamda yüzde 1 civarında kalabileceğini hesapladı. Yani AI 2040’ın yıllık yüzde 50’lik büyümesinin çok uzağında.
  • Gary Marcus (bilişsel bilimci): Yıllardır bugünkü yapay zekâ yöntemlerinin temel sınırları olduğunu ve beklentilerin abartıldığını savunan en bilinen eleştirmenlerden biri.

Neden bu kadar farklı görüyorlar?

Bu iki grubun ayrıldığı nokta, aslında yapay zekânın bugün neler yapabildiği değil. Asıl ayrılık, iki soruda:

  1. Yetenekler aynı hızla artmaya devam edecek mi? Hızlı dönüşüm bekleyenler, son yıllardaki eğriyi ileriye uzatıyor. Temkinliler ise her eğrinin bir yerde yavaşlayacağını hatırlatıyor.
  2. Yetenekler hayata ne kadar hızlı geçecek? Bir şeyi yapabilmek ile onu gerçekten yapmak arasında yasalar, kurumlar, alışkanlıklar ve güven gibi pek çok engel var.

Anthropic’in yakın zamanda yayımladığı bir araştırma da bu ayrımı çarpıcı biçimde gösterdi: Yapay zekâyı geliştirenler, sıradan insanlara göre çok daha hızlı bir değişim bekliyor. Bu uçurumu bir önceki yazımızda ayrıntılı olarak ele almıştık.

Para nereye akıyor?

Hangi görüş haklı çıkarsa çıksın, şu konuda tartışma yok: Yapay zekâya bugün tarihte eşi görülmemiş miktarda para akıyor. Ve bu para, yalnızca yapay zekâ şirketlerine değil, onları mümkün kılan beş alana yöneliyor. Hem Kokotajlo’nun senaryolarında hem de bugünün haberlerinde en sık karşımıza çıkan alanlar bunlar:

  • Çipler: Yapay zekâ yarışının kaderini, en gelişmiş işlemcilere kimin sahip olduğu belirliyor. Bu işlemcilerin büyük çoğunluğu Tayvan’da üretiliyor. Bu da Tayvan’ı, yapay zekâ çağının en kritik ve en hassas noktalarından biri yapıyor. Kokotajlo’nun senaryolarında da ABD-Çin rekabetinin merkezinde bu var.
  • Enerji: İşlemci üretmek, onları çalıştıracak elektriği bulmaktan daha kolay hale geldi. ABD’de yeni bir enerji santralinin ya da veri merkezinin elektrik şebekesine bağlanması, yıllar süren bekleme listelerine takılabiliyor. Teknoloji şirketlerinin nükleer santrallerle anlaşmalar yapmasının nedeni bu.
  • Robotik: Yapay zekâ düşünme işini büyük ölçüde çözmeye başladı. Sırada fiziksel dünya var. AI 2040 senaryosunda 2036’da 2 milyar robotun çalışması bu yüzden şaşırtıcı değil.
  • Siber güvenlik ve savunma: Yapay zekâ, saldırıları da savunmayı da hızlandırıyor. Hükümetlerin yapay zekâyı bu kadar ciddiye almasının en büyük nedenlerinden biri ekonomik fırsatlar değil, güvenlik kaygıları.
  • Uzay: Veri merkezlerinin enerji ve soğutma ihtiyacı, bazı şirketleri gözlerini uzaya çevirmeye yöneltti. Google’ın ilk deneme uydusu, bu fikrin artık ciddi biçimde denendiğini gösteriyor.

Burada bir uyarı yapmak gerekiyor: Bu alanların önemli olduğunu söylemek, onlara yatırım yapmanın mutlaka kazandıracağı anlamına gelmiyor. Dotcom döneminde de internetin hayatımızı değiştireceği konusunda haklı olanların çoğu, o dönemin şirketlerine yatırım yaptığı için büyük kayıplar yaşadı. Bir teknolojinin geleceği hakkında haklı olmak, hangi şirketin kazanacağını bilmek demek değil. Bu yazı bir yatırım tavsiyesi değil. Yapay zekâ üzerinden hızlı zenginlik vaat eden içeriklere karşı da temkinli olmak gerekiyor.

Geleceği bilmek değil, ona hazırlanmak

Kokotajlo’nun hikâyesinin bize öğrettiği bir şey var: Geleceği tahmin etmek mümkün, ama yalnızca bir ölçüde. 2021’de ChatGPT’yi neredeyse tarif eden aynı kişi, 2026’nın borsasını ve protestolarını tutturamadı. Ve bunu kendisi de açıkça kabul ediyor.

Yani AI 2040’taki yüzde 50’lik büyüme, 2 milyar robot ya da yapay zekânın yönettiği kurumlar birer kehanet değil. Bunlar, bilinçli tercihler yapılırsa ve her şey yolunda giderse ortaya çıkabilecek bir dünyanın resmi. Görevlerin otomatikleşmesi, işlerin bir anda ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Ve bu dönüşümün hızını, yalnızca teknoloji değil; yasalar, kurumlar ve insanların tercihleri de belirleyecek.

Ama bu senaryoların hepsinde ortak olan bir şey var: Değişim geliyor ve çoğumuzun beklediğinden daha hızlı gelebilir. Bu yüzden asıl soru “2040’ta ne olacak?” değil. Asıl soru, “bu değişime bugünden nasıl hazırlanıyorum?”

Kokotajlo’nun Plan A’yı yazmasının nedeni de bu. O, geleceği tahmin etmekle yetinmiyor. Geleceğin hangi tercihlerle değiştirilebileceğini göstermeye çalışıyor. Belki de bu senaryolardan çıkarmamız gereken en önemli ders bu: Gelecek henüz yazılmadı.

Kaynaklar

Yorum yazın