Geçenlerde eski yazılarıma göz atıyordum. Tasarımla ilgili yazdıklarımın arasında biri özellikle dikkatimi çekti: 2007-2008 yıllarında yazdığım “Haydee Taze Taze Tasarımlar”. Diğer yazılar dönemin araçlarını, teknik konularını anlatıyordu ve çoğu eskimişti. Bu yazı ise eskimek bir yana, bugün yazılmış gibi duruyordu.
Yazıda web tasarımının nasıl ucuzladığıyla, “iki resim bir yazı ekleyen” herkesin kendine web tasarımcısı dediği bir dönemle dalga geçiyordum.
“Şu senin çocuğa söyle de bize bir web sitesi yapıversin, parası neyse öderiz, anlaşırız aramızda!”
Ertesi gün yine uğradığınızda ise bakkal paket yapmış uzatıyor.
“Web sitesi istemediniz mi Abuzer bey, bizim çocuk bu gece uyumadı, çalıştı, süper bir site yaptı, ben de paketledim, buyrun, güle güle kullanın!”
O zaman bunu abartı olsun diye yazdığıma eminim, böyle bir şeyin gerçek olmasını herhalde hesap etmemiştim. Bugün tekrar okuyunca gülmekle düşünmek arasında kaldım. Çünkü bakkalın çocuğu artık gerçekten var. Adı yapay zekâ; üstelik bir geceye de ihtiyacı yok, birkaç dakika yetiyor.
Şaka Gerçek Oldu
Eski yazıyı bugün okuyunca hicivlerin tek tek gerçeğe dönüştüğünü görüyorum.
“Artık öyle bir devir kapandı, şimdi 5 yaşında bir çocuğa bile web sitesi yaptırabiliyorsunuz.” Bunu yazarken amaç saçmalığı göstermekti. Bugün bir sohbet kutusuna “kuaför salonum için randevu alan bir site yap” yazıyorsunuz, birkaç dakika sonra çalışan bir site çıkıyor. Beş yaşındaki bir çocuk yapar mı yapamaz mı tartışılır belki ama okuma yazma bilen herkesin böyle bir şey yapabileceğini artık biliyoruz.
“Bırakın canım Dreamweaver, Frontpage filan!” demişim ama o programlar zaten tarihe karıştı. Ama asıl değişen şu: Bugün kod bilmeden yazılım yapmak bir abartı değil, bir ürünün reklam sloganı haline dönmüş. Hatta bunun bir adı bile var. OpenAI’ın kurucularından Andrej Karpathy’nin ortaya attığı “vibe coding”, yani yapay zekâya ne istediğini anlatarak kod yazdırmak, Collins Sözlüğü’nün 2025 yılının kelimesi seçildi.
“CSS mi dediniz? CNBC’de yayınlanan CSI dizisi ile bir alakası var mı acaba?” 2007’de bu cümle bilgisizliği tiye almak içindi. Bugün pek çok kişi gerçekten CSS’in ne olduğunu bilmeden site yayımlayabiliyor. Bilmek zorunda da değil; çünkü bilen bir makine onun yerine yazıyor.
“Hem 3 günde hazır siten.” Bakkalın çocuğunun 3 günü artık çok uzun. Fiyat konusunda da durum benzer: Eski yazıdaki müşteri 100 doları çok bulup 80 liraya anlaşmıştı. Bugünkü müşteri ise büyük ihtimalle kimseye para vermeden önce bir de yapay zekâya soruyor.
Üzümünü Ye, Bağını Sorma
Eski yazının en sert kısmı emek ve lisans meselesiydi. Birileri uğraşıp template yapıyor, satmaya çalışıyordu; birileri de forumlardan indirip “ben yaptım” diyordu. Resimler için de durum aynıydı: “Bulun internetten, kaynağını ne yapacaksınız?” Ben o zaman bunu atalarımızın “Üzümünü ye, bağını sorma” sözüyle tiye almıştım.
Bu tartışma bitmedi; aksine büyüdü ve ölçeği değişti. Eskiden tek tek kişilerin tek tek şablonları çalması konuşuluyordu. Bugün ise yapay zekâ modellerinin milyonlarca görsel, metin ve kodla eğitildiği, bu içeriklerin sahiplerine çoğu zaman sorulmadığı konuşuluyor. Fotoğraf ajansları, illüstratörler ve yazarlar yapay zekâ şirketlerine dava açtı. Yapay zekânın ürettiği bir görselin kime ait olduğu sorusu da hâlâ tam bir cevaba kavuşmuş değil.
Yani bağı sormak artık sadece ahlaki bir mesele değil, hukuki bir mesele. Bugün bir müşteriye yapay zekâyla üretilmiş bir logo teslim eden tasarımcı, o logonun başka bir markaya benzeyip benzemediğini, ticari olarak kullanılıp kullanılamayacağını bilmek zorunda. Bu sorumluluğu makine üstlenmiyor; teslim eden kişi üstleniyor.
Aynı Müşteri, Yeni İstek
Eski yazıda bahsettiğim bir konu da, rakip firma oğluna intro yaptırmış, onun da aynısından istiyor: “Bir hava basalım, hadi baba göreyim seni!” Ana sayfaya yanıp sönen gif’ler, döviz kurları, namaz vakitleri, son dakika haberleri. Amaç işe yarayan bir site değil, rakibe çalım atmak.
O müşteri bugün de aramızda. Sadece isteği değişti. Artık intro istemiyor; “Rakip yapay zekâyla yaptırmış, bizimki de yapay zekâlı olsun” diyor. Sitesine bir sohbet robotu ekletmek, sosyal medyada “yapay zekâyla üretildi” yazan görseller paylaşmak istiyor. Bunların işine yarayıp yaramadığı yine ikinci planda.
Aslında değişmeyen şey tam da bu. Teknoloji değişiyor ama müşterinin “ne istediği” ile “neye ihtiyacı olduğu” arasındaki mesafe aynı kalıyor. 2007’de yazdığım gibi: “Bilmiyor olabilirler, ama şimdi kim anlatabilir onlara bunu?” Yapay zekâ müşterinin istediğini anında üretiyor. Ama ona “bunu istemiyorsunuz aslında” demiyor. Bunu söyleyebilecek biri hâlâ gerekiyor.

Bakkalın Çocuğu Artık Kurs Satıyor
2007’deki yazıda her şeyi övüyormuş gibi yapıp aslında dalga geçiyordum. Bugün o ironiyi kurmama gerek kalmadı. Çünkü sosyal medyada birileri aynı cümleleri ciddi ciddi kuruyor.
Instagram’ı açın. Herkes yapay zekâyla para kazanmanın formülünü bulmuş: “Şu siteye girin, ne istediğinizi yazın, yapay zekâ üç dakikada web sitenizi hazırlasın. Sonra müşteriye satın. İşte bu kadar!” Bitmedi: “Şu araçla otomasyonunuzu kurun, siz mışıl mışıl uyurken sistem size para kazandırsın.” Bir de YouTube var: “Yüzünüzü göstermeden, sesinizi kullanmadan videolar üretin, milyonlarca takipçi kazanın.” Üstelik teknik bilgiye de gerek yok; bir ayda uzman oluyorsunuz.
Asıl ironi de burada. Bu formülü bulanların çoğu, o yöntemle para kazandığını göstererek para kazanıyor. Onlara basit bir sorum var: Madem bu sistemler uçtan uca kendi kendine para kazandırıyor, neden hâlâ bütün gün nasıl kurulacaklarını anlatan videolar çekiyorsunuz?
Videolar hep aynı yerde bitiyor: Üç dakikada site hazır, beş dakikada sistem kuruldu, bir ayda uzman oldunuz. Sonrasını kimse anlatmıyor. O siteyi kime satacaksınız? Müşterinin ihtiyacını nasıl anlayacaksınız? Güvenliği, bakımı, hataları kim yönetecek? Sistem gece yarısı hata verdiğinde, ödeme başarısız olduğunda, müşteri şikâyet ettiğinde kim müdahale edecek? İçerik üretmekle izleyici kazanmak aynı şey değil; izleyici kazanmakla para kazanmak da.
Yapay zekâ bir süreci otomatikleştirebilir ama bir işin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. 2007’deki sahte tasarımcı başkasının template’ini “ben yaptım” diye satıyordu. Bugünkü versiyonu ise bir aracın yapabildiklerini gösterip etrafındaki bütün emeği, uzmanlığı ve riski yok sayıyor. Benim itirazım araçlara değil. İtirazım, insanların başarılı olma ve para kazanma umudunun pazarlama malzemesi yapılmasına.
Peki Ben Ne Yapıyorum?
Burada dürüst olmam gerekiyor. 2007’de bakkalın çocuğuyla dalga geçiyordum evet, ama bugün işlerimin büyük bir kısmında yapay zekâdan yardım alıyorum. Kod yazdırıyorum, metin taslakları çıkarıyorum, fikirlerimi tartışıyorum.
O zaman fark nerede? Kendime bu soruyu sorduğumda vardığım cevap şu: Fark aracı kullanmakta değil, aracın çıkardığı işe kimin baktığında. Eski yazıdaki sahte tasarımcının sorunu Word’le site yapması değildi; neyi neden yaptığını bilmemesiydi. Başkasının emeğini kendi emeği gibi sunması, müşteriye gerçeği söylememesiydi.
Yapay zekâ da aynı biçimde kullanılabiliyor. Bir site üretip neyin neden öyle olduğunu bilmeden teslim etmek mümkün. Ama işi bilen biri için yapay zekâ eskiden günler süren işi saatlere indiren bir yardımcı. Hatayı gören, yanlış yola gittiğinde durduran, müşterinin gerçek ihtiyacını bilen yine o kişi.
1999’dan beri bu işi yapıyorum. Araçların kaçının gelip gittiğini artık sayamıyorum: Frontpage, Dreamweaver, Flash, Fireworks. Hiçbiri tasarımcıyı ortadan kaldırmadı. Sadece tasarımcının ne iş yaptığını yeniden tanımladı.
Tasarımcıdan Geriye Ne Kalıyor?
Herkes bir şeyler üretebiliyorsa, tasarımcı neye para alır? Bence 2007’de de bugün de cevap aynı. Sadece bugün daha net görünüyor, çünkü ekrana bir şeyler koymak artık neredeyse bedava.
Geriye kalanlar şunlar:
- Zevk: Yapay zekâ binlerce seçenek üretebilir; hangisinin doğru olduğunu seçmek başka bir yetenek.
- Müşterinin işini anlamak: Site, bir işletmenin derdini çözmek için var. O derdi anlamak için müşteriyle konuşmak gerekiyor.
- “Hayır” diyebilmek: Yanıp sönen gif’e de, gereksiz sohbet robotuna da.
- Görünmeyen işler: Sitenin hızlı açılması, engelli kullanıcıların da kullanabilmesi, Google’da bulunması, güvenli olması.
- Sorumluluk: Bir şey bozulduğunda arayacak bir insan. Kullandığı görselin, yazının, kodun hesabını verebilecek biri.
Artık her yerde her şey mümkün. Asıl soru, mümkün olanın doğru olup olmadığını kimin söyleyeceği.
Bakkalın çocuğu artık çok hızlı çalışıyor, hiç uyumuyor ve hiç yorulmuyor. Ama paketi hangi kapıya, hangi içerikle teslim edeceğini hâlâ bilmiyor.




